|
YÖREMİZDE EFSANELER
KÜR ÜZERİNDEKİ UĞUZ TAŞI EFSANESİ
Ahıska
Nekeleye köyü Hırtıs arasında Ardahan'dan gelen Kura suyunun üzerinde
Uğuz taşı denen iki kapı boyunda bir kesme taş vardır. Uğuzlar'dan iki
kardeş o koca kaya gibi taşı bir taş ocağından keserek buraya köprü
kurmak için getiriyorlar. Bunlar taşı kesip Kura'nın kıyısına koyduktan
sonra öğle yemeği için evlerine giderler. Bu sırada Uğuzlar'a göre ufak
yapılı bir adam da onların evine konuk gider.Uğuz'un atının torbası bir
Somar (320-330 kg. kadar) arpa alır. O ufak adam Uğuz'un gözünün koca
bir kilim gibi duran atın torbasını doldurduktan sonra gücü
yetmediğinden atın başını eğdirir ve kolaylıkla arpa dolu torbayı
hayvanın başına takar. Uğuz'un anası bunu görünce oğullarına der ki
"Sonunda dünyayı bunlar ele geçirip yiyecekler". Bu durumu gören iki
Uğuz kardeş de ufak adamın gücü ile büyük işleri başardığını bu at
torbası olayında gözleri ile gördüğünden Kura üzerinde kurmak
istedikleri taş köprüyü yapmaktan vazgeçerler. Sonradan o uzun ve dev
yapılı Uğuzlar saflık ve hile bilmezliklerinden zamanla yok olup
giderler.
Uğuzlar
sık sık uyumazlarmış. Uyudukları zaman da yedi gün aralıksız
uyurlarmış. "Uğuz'un uykusuna yattığı" sözü buradan kalmadır.
ÇILDIR GÖLÜ DİBİNDEKİ ESKİ ŞEHİR
Eskiden
Çıldır Gölü'nün dibinde bir şehir varmış. Buranın beyi Akçakala'da
otururmuş. Çukurda kurulmuş olan bu şehrin, dokuz burma musluklu
çeşmesi varmış. Bey "Gece gündüz çeşmeden su alanlar sakın çeşmeyi
kapatmayı unutmasınlar yoksa şehri su basar" demiş.
Şehirde
kadın erkek bu buyruğa uyarmış. Bir gün akşamın karanlığı basmışken
çeşmeden su doldurmakta olan bir kıza yedi yıldır gurbette olan
ağabeyinin geldiğini müjdelemişler. Dokuz burma musluklu çeşmenin bir
musluğundan su dolduran kız sevindiğinden evine koşup giderken burmayı
kapatmayı unutur. O gece karanlığında çukur yerlerdeki evleri su
basarken artık dokuz burmalı çeşmenin yeri de belli olmaz. Evi biraz
yüksekte olanlar işin farkına varınca çoluk çocuğun elinden tutarak
hiçbir eşya almadan yokuş yukarı kaçarlar. Ertesi gün şehirden ancak
kilisenin kümbeti görülür ve akşama kadar onlarda sular altında kalır.
Şehirden sağ kurtulup kaçanlar Akçakala adasına gelirler. Çıldır gölü
işte dibindeki o dokuz burmalı çeşmenin suyundan ortaya çıkmıştır. Eğer
(güneydeki) Taşbaşından bu gölün ayağı Zarşat'a doğru akmasaydı
Akçakala adası ile öteki köyleri de su basardı.
UĞUZ ÇAYIRI VE UĞUZ DAĞI EFSANESİ
Eskiler
der ki Gürcülükten bile önceleri Cınıvızlar (Cenevizli-Romalılar) daha
görünmeden Uğuz dağı ile çevresindeki yaylalarda Uğuz (Oğuz) denilen
çok iri yapılı bir millet yaşarmış. Bu Uğuzlar'ın bir beyi varmış ki
bütün Ardahan ve Cavk da denilen Akhılkelek ile Zegan (Posof'un Ilgar
ve Cin Dağı kesimleri ile Şavşat sınırlarındaki Arsiyan dağı etekleri)
bunun mülkü imiş. Bu Uğuz'un dağı ile çevresinde ve Kura suyu
üzerindeki kışlaklar bu beyin has otlağı imiş. Öteki dağlar ve anılan
yerlerde o zamanlar hep çamlık ve ormanlık imiş.
Uğuz
dağının yanında her yıl 300 araba ot biçilmekte olan Uğuz'un çayırını
bu bey her yaz bir Uğuz'a biçtirirmiş. Biçen adam buralarda yaylayan ve
çok iri birisiymiş. Bu Uğuz, Uğuz çayırının 300 arabalık otunu bir
günde hem biçer hem de yığarmış.
Uğuz
bir yaz günü buraları tırpan ile biçerken bacısı kendisine öğle yemeği
getirir. Sıcakta biçenle uğraşırken kendi terinin buğusu gözlerini
bürüyen Uğuz çayırın gür bir yerinde kızgın kızgın çalışır. Bu sırada
omzunda heybesiyle öğle yemeği getiren ve yanına yaklaşan bacısını gözü
görmez ve otlarla birlikte onu da ikiye biçer ve bunu yaparken bile
farkına varmaz. Kol başına geldiğinde bel den çıkarttığı masatını
tırpanına vurmaya çalışan Uğuz bir de görür ki tırpanı al kana
boyanmış.
"Bir
hayvanın canına mı kıydım" diyerek yazıklanırken hemen o kol boyunu
dolaşır. Bir de ne görsün öğle yemeğini getirmiş olan bacısını ikiye
biçmiş. Hiddetle masatı yere vurur aktaştan olan mastın yarısı çayıra
saplanır. Bugün dışarıda kalan kesimi bir adam boyundan yüksektir.
Ellerini yere vurup tırpanı da bırakarak hemen bacısının iki parçasını
birleştirip masatın dibine gömer. Kendisi kederinden Uğuz dağının
tepesine çıkar ve orada ölür.
KURŞUN ASKER EFSANESİ
Posof
ilçesine bağlı secede de Kahraman Mehmetçik hudut karakolunda
nöbetçidir. Kulağına sesler gelir ve karşı tepeden düşman görünür.
Arkadaşları duysun diye silah atar, onlar gelinceye kadar düşman sarar.
Ruslar kurşun yağmuruna tutulur. Bu köye "Kurşun Çavuş" denmiştir.
TEKÇAM EFSANESİ
İlimizin
merkeze bağlı Ovapınar Köyü dağlarında bulunan ormanlık bir alan
zamanla yok olur, ancak bir tane çam ağacına kimse dokunmaz. Geceleri
ağacın etrafında mumların yandığını gören yöre halkı bu çam ağacının
kutsal olduğuna inanır ve dilek dilemek için buraya gelir. Ancak bir
gün çevredeki köylerden birinde yaşayan bir adam ağacı kesmeye karar
verir. Ağacın yanına gelerek baltasıyla kesmeye başlar ve baltayı
vurduğu yerden kan gelir. Ağacı kesmeye kararlı olan adam vazgeçmez ve
ağacı keserek evine götürür. O günün akşamında bu bölgeye görülmemiş
derecede bir yağmur yağar ve adamın yaşadığı köyden bir sel geçer. Sel
köyden sadece bu adamın evini ve ailesini götürürken, başka kimseye
zarar vermez
Bugün
ağacın bulunduğu yerde "Tekçam" denilen bir çeşme akmakta ve yöre halkı
yağmur yağmadığı zaman buraya gelerek yağmur duası etmektedir.
|