|
Çocukluğuma
dair bir yılımın anılarıdır.Şinasi Şenel
(1970 li yılları)
Biz toplumsal olarak iki ay çok sıkı çalışıp, kışın
dirliklerimizi temin ederiz. Geriye kalan aylarlarda günün akışına göre
zamanımızı öldürmeyi pek de iyi başarırız. Ne bir tarla çapalamayı, nede bir
bahçede sebze ekmeyi, asla aklımıza getirmeyiz. Bu bizimle özdeşleşmiştir,
Bizde buna pek alışık ve memnunuzdur.
Memleketimizin soğuk kışlarından birini yaşıyorduk, yine
günlerden bir gün, her taraf bembeyaz karlarla kaplıydı, tipinin esmesi karın
boranın içinde kalınması, elbette bizleri kara, kara düşündürüyordu, çünkü
zorunlu beslemekte olduğumuz hayvanlarımızın, yiyeceklerini temin etmek oldukça
zordu. Cemrenin havaya, suya ve toprağa düşmesini dört gözle bekliyorduk.
Mart ayına
da girmiştik. Nenenin dağda gıdıkları boğması, kayanın hesabı gibi süreçleri
takip ediyorduk. Kaz ve tavukların yumurtlayıp yumurtaya pinin de oturması bir
başka hayatı anlatıyordu. Yirmi bir gün sonra civcivlerin çıkmasını beklerken,
yumurtaların bazıları çılğ bazıları ise civcivliydi. Civcivlerin cucul olması
ineklerin dana koyunların kuzu doğurması bir geleceği simgeliyordu. Fakat henüz
kış idi. Avrel ayı ise çok korkutucu bir aydır. Çünkü Avrel ayında ekinlerin
çıkması, ot ve samanın durumu ise cabasıdır. O yaşlı büyüklerin, herkesin
bildiği atasözünü, herkes övüne, övüne anlatır. Korkma Martın kışından, kork
Avrel in beşinden, öküzü ayırır eşinden. Fakat kimsede hiç nedense tedbirini
almazlardı, böylelikle bir kışı geride bırakmış olurduk. Bahar ayı da kendini
iyice göstermeye başlamıştı Ekin hazırlıkları için, Kotanımız demir olduğu için
hazırdı. Ama biz çift ile ekini ekmekle kararlıydık. Çünkü büyüklerimiz çift
ile ekilen ekinin bereketi çok, mahsulü ise tok olur diye söylerdi. Çiftimizin
okunu, maçası, kılıcı, enek i ve kotasını bakım onarımdan geçirdikten sonra,
sıra kağnı arabamızı hazırlamaktı. Kağnı arabası geçen yılın yorgunluğuyla, bir
daha hiç kullanılmayacakmış gibi düşünülerek altı ay, kışın içinde dışarıda
karda tipide kalması. Ne bir şin ne bir buli ne bir diş nede bir yalama
kalmamıştı. Kağnı arabamızı yapmak üzere oradan oraya koşardık. Diş için mökgem
ağaç, maluğ için idare eder toruğ ağaç, buli için kavak ağaç, komşuları arar
dururduk. Bir şekilde eksiklerimizi temin etmek için, zayıf atımıza binip.
Dağları aşarak Şavşat tan mökgem ağaçlar getirmek içim giderdik. Dişlik ağaç
bulur alırdık. Mazi için ödemeye, yaylada peynire söz verirdik. Dere tepe
dinlemeyip biran önce köyümüze dönerdik. Artık ekini ekmeye arabamız hazır,
çiftimiz hazırdır.
El becerisi olan tapan yapmak üzere, dere çayırlarında
henüz filizlenmeye başlayan söğüt ağaçlarını keserdi. Torbasında bir kırık
ekmek biraz peynir koyarlar. Oturur birde tütün sigarasını yakardı. Artık her
şey hazırdır dercesine derin, derin çeker nefesini. Baharda azgın sularının
dere yataklarını değiştirmesinin hiçbir önemi yoktur. Çünkü bu çayır bizim
çayırımız değildir düşüncesi kafamıza yer etmiştir. Söğütleri de keseriz
yarları da bozarız. Deli kanlı ağabeylerimiz şosa da volta atıp gezerler. Bir
taraftan top oynarlardı. Bir taraftan da bacalarda aşığı olan âşık oynardı.
Aşığı olmayanda pelük veya çayırlarda mille oynarlardı. Hele pelük oynarken
kazandığımız taşa birde enekeme teper der ve nahre atardık ya bütün güzellikler
sanki bizim olurdu.
Ekine her
şey hazır ama hottak yok ortada. Okuldaydık elbette, ekinin okuldan daha
önemli olduğunu düşünen büyüklerimiz, bizleri hottak yapmak üzere okuldan
alırlardı. Öküz ve camuşları nalbantçı Mevlüt ustaya şadıvana götürürdük,
Mevlüt ustanın keyifi iyiyse sorun yoktu, keyfi kötüyse bütün hayvanları mığa
düşürürdü. Sadıvana sağlam giden hayvanlar, köye dönüşümüzde köy önü
çayırlarından gelirken sanki dans figürleri yapıyorlar gibi aksamaya
başlardılar. Kor arabamıza sekiz kodluk telis çuvallarımızı, çiftimizi koyarak
tarlaya gitmek için harekete geçerdik.
Boyunduruğun samisi eksik sambağısı
eksik. Böyük meşeden kesmiş olduğumuz cinav ağacını sami yapar keçilerin
kıllarından ördüğümüz çatilerdende sambağı yapardık. Nihayet tarlanın başına
gelmiştik. Bahar ayının güzelliği büsbütün sarmıştır her tarafı Kar sularıyla
ıslanan topraklardan çıkan buharlar. Canlanan böcekler, dağlara yayılan
sürülerse bir güzelliğin simgesiydi adeta.
Ekini ekip
bitirmiştik, herkes bostanda kartopileri ekip bir taraftan da basmayı kesip
tezekleri kalak yapıyorlardı. Kadınlar, kızlar ve çocuklar. Erdenekten atdol,
yelmik ve kımi toplamaya giderler. Genç delikanlılar ise uzaktan uzağa dolaşır
dururlar. Bunların hepsi de pek mutludurlar, pekte, ahenklidirler. O sırada
eğri gölde istihsal olacağını söylediler. Kooperatif var mı yok mu hayal meyal
hatırlıyorum. Birileri şu kadar çam, bu kadar siter yaparız derlerdi. Harıl,
harıl öküz camuş ile çalışıp, yarı para alır yarı alamazlardı. Bu sendrom hep
böyle geçerdi. Kadınlar ise, mal ve davarla uğraşırlardı. Sekizinci çocuğunun
dişleri çıkmış diye hedük dağıtırlardı. Öte yandan bazı kadınlarda eh ana benim
şu kadar oğlum var gibi şeyler söylerdiler ve övünürlerdi. Hâlbuki
memleketimizin beş yılda onbeş milyon insan düşüncesinin Türk ekonomisini
nedenli zarar verdiğini hesaplamaması ne kadar kötü bir şey bilinemezdi. Bir
taraftan da zenneler Cecim örerlerdi. Artık cucullar ferik olmuş, hindilerse
gulu, gulu şarkılarını söylüyorlardı.
Lodos rüzgârları yerini, meltemli rüzgârlara bırakmış, sam
yelinden ise eser kalmamıştı. Her kes mutlu ve duyguludur. İşte bunun ismi ise
bence, baharın insanların kanın kaynaması olmalıdır. Güneşin sıcaklığı tüm
doğadaki canlıları canlandırarak, bitki örtüsü de iyice canlanmaya başlamıştır.
Tabiatın güzelliği muhteşemdir. Büyükbaş hayvanların ağılda yatması, koyun
sürülerinin dağlarda yatması. Buzağı ve kuzuların çevrede otlaması ne güzeldir
bilemezsiniz. Bu serüven de insanın duygulanmaması elinde değil.
Güneşin kızgın kızıllığına özenen insanlar. Nedense ayın
hep matemini düşünürler. Oysa ay ne kadar şeffaf değil mi. Bütün çiçekler,
bitkiler güneşe yönlenerek. Kendilerini doğanın harikası haline getirirdi. Ay
ise hep matemlidir. Halbuki aya özenen Gece sefa’sı çiçeği akşamları
çiçeklerini açarlar. Tan’ın ağarışıyla, güneşe küsercesine çiçeklerini kapamaya
başlarlar.
Bu
çiçekler öylesine o yaratan tarafından tasarlanmıştır ki, gökyüzünün kararması
bile etkiler. Bunlar karanlıklara özenen çiçektir. Bir sessizliğin müjdesini
veren bu çiçekler. İnsanları duygulandırıp derincesine, farklı bir atmosfer
yaşatırlar. Yaşamış olduğumuz bu kainatın güzelliklerini yaşamaksa elbette
hakkımızdır. Bu mevsimde düğünler çok olurdu. Davul ve zurnanın sesi yüreklere
huzur ve mutluluk verirdi. Gelinin başında al vala, atın üstüne binmesi, damat
evine gelince attan inerken tabak’ı kırması ise hiç unutulmaz. Damat (yani
enişte) bacadan paltonun arkasından kanfet atması, onun için bir geleneğin
simgesidir. Düğünler tatlı olmasına tatlı olurlar ama ergişiler zenneler bir
arada oynayamaz. Asayiş düzenleyen kişiler adeta bir kraldır sanki. Muhtarından
almıştır emrini. İnsiyatif kullanmaksa asla yoktur. Dediğim dedik çaldığım
düdüktür anlayışı hâkimdir. Gerekirse infaz babinde de kullanabilir. Elektrik
olmadığından, gençlere löküs söndürmek, gaz lambasını söndürmek asayişi
durduramazdı. Düğünün, ahengin anlamı da ergişiler için kalmazdı. Bahar ayı
henüz bitmemiştir. Çayırlar koruk edilip tarlalarda yeşermeye başlamıştır.
Bahar kargını dediğimiz sel ise yavaş, yavaş azalmaya başlamıştır. Gündönümü ne
az kalmış yayla hazırlıkların da kıpırdamalar olmaya başlamıştı. Bir buram, bir
yaşam halini ancak anlamaya başlamışızdır. İneklerin ve koyunların kuşluğa
gelmesi, kuzuların akşam şivine çıkması da, ailenin çocuklarını ilgilendirir,
çünkü kuzuların çobanları henüz yoktur. Buna da fiili olarak ailenin en küçük
çocukları destek verecektir. Artık yayla vakti gelmiştir. Büyüklerimiz
şeher den öteberi alarak gelirlerdi. Biraz parça, biraz urba, biraz gıda
malzemeleri, gaz yağı, yedi veya beş numara lamba alırlar. Yaylamıza çıkmak
için önce gidip bakarız. Uçmuş duvarları çamur ile yaparız. Yaylanın ağırlığını
öküz arabasına koyarak, gece saat 04 oo sıralarında öküzleri arabaya koşarız.
Gecenin soğuk oluşu titretircesine dondurur. Kor arabalarla diziliriz peş,
peşe. Pireli çoç da dinlenir, araba düzünde nefes alır, uzun viraj da dayanır,
sallıkta yolu yarı ederdik. Kor arabaya dayağı veririz. Mazi ve yalamaları
sabunlayarak, uzun bir dinlenmeden sonra gökyüzü aydınlanmaya başlamıştır bile.
Oradaki atmosferi yaşamaksa bir harikadır. Güneş ufuktan
doğmaya başlamış, gökyüzü demir renginden, bakır rengine dönmeye
başlamıştır, bizde eski yaylaları geçip, tahta tarlalardan sazlığa ulaşmıştık.
Yaylalara çıkıp evleri hazırlamaksa yorgunluğumuzu unutturmaya değerdi. Herkes
bir birilerine seslenerek, işlerini bitirmenin moduna girmişti. Erken işini
bitirenler elleri arkasında dolaşmaya başladılar bile. Şaka şamata
alabildiğine devam ediyordu.
Biz çocuklar ise morbet işleri yapıp,
öküzleri otarmayı, su taşımayı yapıyorduk.
Gökyüzü
yeryüzüyle adeta bütünleşmişti. Her tarafın kır çiçekleriyle kaplanması, yumak
otun, altta, çalı otlarında yer, yer uzantılarıyla bütünleşmişti. O doğa
harikası yaylalarımız da rakım tahmini olarak üç bin iki yüz. Deniz
seviyesinden bu kadar yüksek bir dağda, almış olduğumuz oksijen, yaşamış
olduğumuz hayatsa bir başka güzeldi.
Ertesi gün aynı serüven aynı rotayla yaylalarımızı
çıkartmıştık. Sanki mahşerdeymişiz gibi insanların, hayvanların bir birine
karışması farklı şeyleri anlatıyordu. İnek ve koyunların dağlara yayılışı, yoz
malın kurrenin tepesinde otlayışı, ılğı atların koşuşu, çok hoş bir görüntüydü.
Kuymak ve gevreğin yapılışı, hele birde sarı yağı pağaçanın ortasına koyup
yediğimiz soğuk suyu içtiğimizi unutamam. Yavaş, yavaş kuşluk için sağın
mal gelmeye başlamıştı. Biranda her tarafı sis basmıştı. Göz gözü görmüyordu
ama hemen ortalık açıldı. Birkaç gün sonra her şey normale dönmüştü. Kimisi
mantar düzüne, kimisi kurt kayalarına gezmeye başlamıştı. Kadınlar çeçil
peynir, lor ile tuluma teperdi. Önünden atılmış ve çürük peyniri ise meyveye
almaya hazırlamışlardı. Şavşat tan kiraz henüz gelmeye başlamıştı. Taze kiraz
berabere, kurtlu kiraz ise ikili satılırdı. Biz çocuklar ise gurup halinde
almış olduğumuz top ile futbol oynamaya başlardık. Fakat ekinde hottaklık,
şivde kuzu çobanlığı, her yerde mor betlik rahat bırakmazdı. Kızlar çeşmeye giderdi.
Çeşmede laf bol olduğundan kızlar sırasını küçük çocuklara verirdi. Bir ahenk
bir mutluluk yaşanırdı. Hafta sonu Cuma pazarımız bülbülan yaylasındaydı.
Aylardan Temmuz ayıdır. Bülbül ana gitmek için atları,
ılğı dan veya gece ağıldan tutarak alırdık. Bülbülan yaylasına gece yarısı
çıkar, yaya dört saatte giderdik. Bülbülan yaylası muhteşem güzelliktedir.
Hayvan Pazarının olduğu yer görmeye değer bir yerdir. Kâinatın güzelliklerini
yaşamaksa buna demeliyiz. Sabahları dondurucu soğuk yerini sıcak bir havaya
bırakmıştır, bizlerde paltolarımızı çıkarmaya başlamıştık. Hayvan alım satımı
bitince pazardan ihtiyaçlar alınır etler kavrularak. Çağ şiş yenilerek, ancak
kendimize gelmişizdir. Erzurum, Artvin, Kars ve birçok bölgeden gelen
tüccarlar, pazarcılar hep ordadır. Ziraat zamanı başladı, örs ve çekiç hazır
değil, bir baş koş nahyeye, demircide örs ve çekici yaptır. Tırpan hazır nat
yoktur Elcek ise ziyaret deresinden getir, koştur babam koştur. Tırpanı kuracak
koca köyde üç kişi vardır. Kendisine tütün sigarası ustaya’da birinci
sigarası götürür. Ustamız tırpanı kurar. Haroslara girdik, çayırları biçmeye
başladık. Çekirgelerin sesleri vızıkları sokması, boruların dağlaması. Birde
şıratın üstümüze sinen kokusu elbet gitmez bu sinekler.
Büyük meşede durna gülünde bölgü yapılacaktır. Herkes
ayrı, ayrı gurup halinde, eğri göl bayırdır, sallıelenk kıraçtır, peşonunun
elengi otlu, yazılı taş Türkmenlerindir diye konuşurlardı. Kura çekimleri bu
boş lafların hepsine radikal bir çözüm getirirdi, tüm herkesin sesi kesildi.
Modugam olma planları başlamıştı, atı olan atıyla olmayansa tırpanı omuzlayarak
biçmeye giderdiler. Ertesi günü bizde öküz arabasını hazırlamış, üstüne
eğrilerini koymuş, alt ve yanlarına da beş adet sırık keserek kor arabamızı
hazırlamış tık. Kor arabamızın yapımı merak ettim. Gözümle şahit oldum tek, tek
saydım Toplam yirmi beş ağacı acımadan keserek kor arabamızın yapıldığını
tespit ettim. Durna gölüne yığmaya gidecek tik. Dirgeni, tırmığı, biraz ekmek
biraz peynir hazırlayarak, gece 03 00 gibi yola çıkmak için öküzleri
boyunduruğa koşarak ho demeye başladık. Hesabımıza göre yolun kısası çançala
yala düzü dana düzü, küfar yolu, satarın başı, ama yol yokuş ve yenişidi. Dere
çayırı, muruyan, alabalık ise, düz yol ama uzun yol idi. Nihayet durna gölüne
gelmiştik. O güzelim ormanın içinde herkes ekmek yiyip işe başladık.
Büyüklerimiz orman içinde kenar köşelerde keğan ederlerdi. Zoğlar yaş olmasına
rağmen pululları yapıp. Yığın haline getirmiştik. Bir taraftan da horozgözü,
kulluk, çilek, meğsal ve kara üzüm tuplayıp yiyorduk. İyide bir kavlak ağacı
kesip otun arasına sarmıştık. Yola çıkacağız ama Orman bakı memurları Bedel
bakı ile Yakup bakı dere çayırlarında bekliyorlardı. Çaresiz gidecektik.
Ziyaret deresi ve kapanların yolu bozuktu. Mahandisin bizi yakalamasının kaçışı
da yoktu. Kor arabamızı koştuk, yükümüz çok ağır olduğundan mazilerin
kırılması, şinin atması, dişlerin sıyırması, öküzlerin çekmemesi ise bir başka
maceraydı. Aylardan Kağoz ayının başları gelmişti. Havalar soğukluğunu his
ettirme ye başlamıştı. Yaylaların inmesinin habercisi olan kar çiçekleri
çıkmıştı. Kar çiçeğinin, bizim oralar da çok önemli bir özelliği vardır. Bir
gün kalktığınızda bakarsınız ki yaylaların her tarafı alabildiğine bembeyaz kar
çiçeği ile bezenmiştir. Bu çiçekler bir gecede çıkar. Bunun anlamı da bizlerde,
karın tipinin geldiğini söylüyor. Eğer yaylalardan inmezseniz, olacakları
bilirsiniz. Çayırlar biçildi tarlalar biçildi sıra geldi
harmana.Gemimizin dişlerini kara taşla yapıp, ara sıra da yoldan bulduğumuz
eski öküz ve camuş nallarını da toplayıp bileyerek gemin altına çakarak hazır
hale getirdik. Atı olan hamut ve parsunkalarını, öküzü olansa boyunduruk, kulan
ve zincirini alarak harmana başladık.
Saman hazır çeten e. Amber bekler
tahıla. Rüzgâr çıksa hayır a. İş biterse çayırda.
Ziraat işlerimiz nihayet bitti. Şimdi
sıra kışlık odunumuzu hazırlamaktadır.
Baltasını
alana çıkar ormana. Kavlak
çıra ras gelirse şansıma. Biraz
dolaş biraz ara tabyada. Bulamadım
inerim ben doruğa.
Diyerek bütün ormanları kırıp fidanları
keser getirebildiğimiz kadar gözümüz dönmüş cesine odunları getirirdik. Sıra
değirmene gelmişti. Kadınlar tahılları yıkar, erkekler odunları kırarlardı.
Değirmenci
taşı dişle. Su sardı unu işte. Peri durdur değirmenci
usta. Gitti iki teneke kırmızı buğday işte. Yarı şaka
yarı ciddi konuşarak bazen de bağırarak nöbetlerini beklerdiler.
Okulumuz başlamıştı öğretmenlerimiz okulda ders
verirdi eğitimimiz o şartlarda iyi olduğunu hatırlıyorum. Elektrikler yoktu gaz
lambası veya löküsle aydınlatma yapılırdı. Gaz lambası olmasına rağmen kümeler
halinde geceleri ders çalışırdık. Sınıflarımız soğuk olduğundan her sabah bir
yarma odun herkes evinden koltuğumuzun altında okulumuza götürüp, hademe
amcamıza teslim ederdik. Koç ayı yaklaşmış, kış hazırlıkları da bitmişti.
Yerküresi iyice soğumaya başlamıştı. Kimsenin bile farkında olmadığı. Bir yaz,
bir son bahar geride kalmıştı. Kara kışın ürkütücü soğuklarına girmedik ama
zemheri ayı da kapıdaydı.29 EKİM Cumhuriyet bayramında çobanlar çobanlığı
bırakırdı. Koçu katmak için koçumuzu elma, incir, püskül ve bazı şeylerle
süsleyerek davara katardık. Hayvanlarımız ahırlara soğuk ve karın başlamasıyla
girerdi. Hayvanlara alaf verip koyunların alaflarından çıkan kırçonlarıda ata
vermeye başladık. Hayvanları çeşmede suya götürmek için karları yararak,
buzları kırarak götürürdük. Suların buz tutması, kapıların önünün tipinin karla
doldurması bizleri durduramazdı. Kazları kesip, kazların gaçını kuçunu yemeye
başlardık. Kazları sırıklara dizerek kış boyu yemek için mereklerdeki
koşatla, kaşın arasına asardık. Kadınlar kızlar halı örmeye başlamışlardı.
Kar yağmaya başladı, her tarafı bembeyaz kardı. Pencereden karın yağmasını
izliyordum, sayısızca yağan karlar, birbirine değmeden yağıyordu. Biranda tüm
her şeyin kar ile kapandığı gördüm. Tüm yaşanılanlar bir an da unutulmuştu.
Büyüklerimiz At ile kızakla odun satmak üzere aşağı köylere giderlerdi. Odun
karşılığında para, veya tahıl alırlardı. Arkadaşlar ile birlikte okula
giderdik. Okul dışında hayvanlara bakar ahırı siler malları kaşevi yapardık.
Gizli gizlide kızak binip kayardık.
Böylesin e yaşanan bir hayatın içinde sonra. Tam otuz altı
yıl geçti. Globalleşen yenidünya düzeninde ise, teknolojinin had safhada olması
sebebiyle bu yaşadıklarımız bir hayal oldu.
Bunları geri getirmek gibi bir misonumuz asla olamaz.
Yaşanılan güzellikler yaşandığında güzeldir. Sevgi ise kimsenin yok edemeyeceği
kadar yücedir. Dostluk ise paylaştığın da sır saklamakla ve saygı ile
özeldir.
Saygıdeğer dostlarım. Bu yazmış olduğum üslubumu, biraz
mizah, biraz duygulu, biraz etkili, biraz hüzünlü birazda düşündürsün diye
yazdım. Çünkü yeni nesil kökümüzü tam manasıyla bilmiyorlar. Belki nostalji ama
gerçekten hepimizin yaşadığı şeyler. Geçmişimizdeki yaşadıklarımıza,
geriye dönüp o pencereye tekrar bakmalıyız. Bakmalıyız ki kendi portremizi
görelim. Tekrar bakıp görmek istediğimiz şeyleri görüyorsak, konuya vakıf olmuş
oluruz. Eğer görmek istemiyorsak, akil insanlar bunları görür ve değer
yargılarını zaten verir.
Şimdiyse böylesine yaşanan bireysel topluluğumuzun değer
yargılarını bırakıp paylaşımcı bir toplum olalım. Özümüzdeki olan şeyler
yüzümüzde olsun ki, Bir birimize güven duygumuz artsın. Birtakım ideallerimizi
gerçekleştirmenin temelinde, gerçekçi olmamız gerekir diye düşünüyorum. Saati ters
yöne çevirmenin mümkün olmayacağı hepimiz için malumdur. O halde bazı
değerlerimizi yargılamayalım yargısız infaz etmeyelim. Sevgi ve sayıyla
bütünleşelim.
SAYGILARIMLA Şinasi
Şenel.
Saygıdeğer
okuyan dostlarımız aşağıdaki yöresel kelimeleri bilmeyen insanlar için Türkçe
karşılıklarını yazdım, lütfen yanlış değerlendirmeyiniz. Köyümüzde
kullanılan şiveler.(Bu
yazıda kullanılan şiveler)
Pin-Tavukların
kuluçkaya oturduğu yuva (saman dolu sepet) Çılğ-Tavukların
kuluçkaya oturduğu boş çıkan yumurta (Çürümüş yumurta) Cucul-Kaz
ve Tavuk civcivi Şin-Kağnı
arabası tekerleğinin, çember demiri Buli-Kağnı
arabası tekerleğinin çıkmaması için ağaç dan yapılmış pim. Mazi-Kağnı
arabası tekerleklerin bağlandığı aks. Maluğ-Kağnı
arabasına kayışla boyunduruğun bağlanan( çıkmaması için ağaç aparat. Ok-Çiftin
boyunduruğa bağlanan aparatı. Enek-Çiftin
toprakta ekini sürme aparat.(toprağı yırtarak ekin ekmek) Maça-Çiftin
ok ile eneki son kısımdan bir birine bağlayan aparat, yön veren, (kumanda
etmek) Kılıç-Çiftin
ok ile eneki orta kısımdan bir birine bağlayan ağaç aparat. Kota-Çiftin
el ile tutulan aparatı. Toruğ-Fidan
şeklindeki ağaçlar. Avrel-Nisan
ayı. Şosa-Yol. Pelük-El
ile nişan alınan taş (taşlarla oynanan oyun). Enekeme-Nişan
almak. Hottak-Sürülen
çiftin önünde öküzlere yön veren kişi. Sami-Boyunduruğun
kenarlarından öküzleri bağlayan demir veya ağaç aparatı. Sambağı-Boyunduruğun
kenarlarından bağlanan demir veya ağaçların ipi. Erdenek-Bir
semt (Çatal köprü köyü). Atdol-Yer
elması. Böyük-Büyük. Çati-Kıldan
örülmüş ip. Yemlik-Pampara (insanların yedikleri
ot). Kımı-Yer
elmasının toprak üstündeki otları (turşu suda olur). Camuş-Manda. Siter-Ağaçtan
yapılan bir metre küplük istif. Hedük-Buğdayın
kaynatılmışı (haşlanmış). Al
vala-Kırmızı eşarp (başörtüsü). Cecim-Keçi
kılı ile örülen sergi örgüsü (kilim). Löküs-Lüks
(Gazyağı ile yanan lamba). Şiv-İkindi
ile akşam arası. Çoç-Bataklık. Morbet-Morvet.
Her işe bakan (Ofis boy). Kurre-Dağlarda
bir semt (Bağdaşan ve Hasköy sınırı). Bülbülan-Yalnız
çam Bağdaşa köyü dağlarında alış veriş semti (yayla Pazar). Ilğı-Baş
ı boş atlar (Dağlarda boş arazilerde otlaması). Haros-Ekilmemiş
tarlaların biçim zamanı. Vızık-Sivrisinek. Şırat-Peynir
ve yoğurtun suyu. Elenk-Orman
içinde açık düz çayır. Durnagölü-Turna
kuşu yaşayan yer. Ormanda çayırlar (bir semt). Peşo-Eski
atalardan birisinin ismi. Türkmen-Orman
da çayırlar (bir semt). Zoğ-Tırpanla
biçilen otun yerde kesilmiş halde kalması. Pulul-Otların
küçük yığınlar halinde olması. Kavlak-Kesilmemiş
kuru ağaç. Mahandis-Mühendis
(orman muhafaza memurlarının şefi). Kağoz-Ağustos
ayı. Çeten-Samanın
taşıdığı kağnı arabasının tahtalarla mini ambar şekli. Alaf-Hayvanlara
kışın ot vermek. Kırçon-Koyunların
yediği otun dan kalan kalın çalıları.
|